25 Şubat 2011 Cuma

Benim aforizmalarım.














Her köprü kaldıracağı ağırlıkta geçit verir.

Günü kurtarmak yarını kaybetmektir.

Bir şey için yola çıkanlar kaybetse de hiç bir şey yapmayanlardan daha kazançlı çıkarlar.

Vaktinde yola çıkmayan bir daha asla yakalayamayacağı çok şeyi kaybetmiş demektir.

Eğer bir gün gerçeği bulmak isterseniz vicdanınıza dokunun.

İnsanda fırtınalı denize benzer. Ne kadar çok eserse o kadar çabuk ulaşır engin sulara.

Okumak yazmak çoğalmaktır çoğaldıkça insan her söylenene inanmamaktır.

Bilgi fırtınalı denizleri aşmaktır bilgisizlik bir bardak suda boğulmaktır.

Hayat elde etiklerimiz ve edemediklerimiz arasında bir çelişkiden başka bir şey değildir.

ahmet çanta
ahmetcanta40@hotmail.com

hayatın özeti


İnsanın en güzel dostu, iki gözleridir;o gözler ki seni en acılı günlerinde teselli eder ve seninle birlikte olur.

İnsanın en güzel dostu, yine iki gözleridir; aradan geçen bir çok yıllara ragmen sana göstermiş oldukları tutkuların birer gerçek değil, visiondan ibaret olan uçucu yalan olduklarını gösterir.

İnsanın en kötü dostu, kulaklarıdır; o kulaklar ki en sevdiğin insandan inanılmaz vede onur kırıcı ve dahada beteri, öldürücü sözleri sana duyurup öldürmesidir.

İnsanın en kötü dostu, iki delikli burunudur; ömrün boyunca içinde yaşadığın bokların igrenç kokusunu sana alıştırıp, o pis kokulara karşı seni duyarsız kılması ve tiksinmemendir.


İnsanın en gizli hazinesi beynidir; bir türlü oraya ulaşıp o derinliklerindeki güzel bilgiye sahip olduğunuzda; gözünüzü açmış, kulaklarınızın başka şeyler duyduğunu ve gözlerinizin başka şeyler gördüğünü vede ölüme çok yakın bir anda öleceğinizi düşündüğünüzde yıllardır ölü olarak yaşadığınızın farkına vararak vede aptallaşacak ve neye ugradığınıza şaşırıp kalacaksınız... O birkaç saniyenin size en güzel ve ömrünüzün en uzun anını yaşatacak sonra ebedi sükuta kavuşacaksınız . Ve bir daha hiç uyanmamak şartıyla. Sizi mutlu kılacak olan şeyin kendinizde saklı olan kendi beyninizin derinliklerinde yatan bilgi hazinelerdir; Hiç vakit kayıp etmeden, gidin, arayın bulun,mutlu olun

ahmet çanta

1 Şubat 2011 Salı

Arap devrimci ruhundan niye korkalım ki? / Slavoj Zizek



Tunus ve Mısır’daki ayaklanmalarda göze çarpmaması imkansız bir şey Müslüman köktenciliğin bariz bir şekilde yokluğuydu. Halk laik demokratik geleneğin en güzel örneklerinde görüldüğü gibi, yalnızca baskıcı bir rejime, onun yolsuzluklarına ve yoksulluğa karşı ayaklandı ve özgürlük ve ekonomik umut talep etti. Batılı liberallerin, Arap ülkelerinde gerçek demokratiklik anlayışının sadece dar bir liberal elit kesimle sınırlı olduğu ve büyük kitlelerin sadece dini köktencilik, ya da milliyetçilik saikleriyle harekete geçebileceği yolundaki negatif inancının yanlış olduğu kanıtlandı.

Büyük soru ise şu: Şimdi ne olacak? Bu işin içinden siyasi olarak kim kazançlı çıkacak?

Tunus’da yeni bir geçici hükümet atandığında, İslamcıları ve daha radikal solu dışladı. Bilgiç liberallerin tepkisi: “İyi, ikisi de aynı kapıya çıkar, iki totaliteryen aşırılık” şeklinde oldu. Ama işler bu kadar basit mi? Gerçek uzun dönemli çelişki tam da İslamcılar ile sol arasında değil mi? Rejime karşı bir an için birleşmiş olsalar bile zafere yaklaştıklarında bu birliktelik parçalanır, ve genellikle ortak düşmanlarına karşı verdikleri mücadeleden çok daha ölümcül bir kavgaya dönüşür.

İran’da son seçimlerden sonra tam da böyle bir mücadeleye tanık olmadık mı? Yüzbinlerce Musavi taraftarının talepleri, Humeyni devriminin devamlılığını sağlayan popüler rüyaydı: Özgürlük ve adalet. Bu düş, ütopik bile olsa, nefes kesici bir siyasi ve sosyal yaratıcılığın, örgütsel deneylerin ve öğrenciler ve sıradan halk arasında tartışmaların yolunu açmıştı. O zamana kadar duyulmamış sosyal dönüşümlere yol açan bu gerçek açılım, bu herşeyin mümkün göründüğü an, daha sonra İslami kurumların siyasi denetimi ele geçirmesiyle yavaş yavaş boğuldu.

Açıkça köktenci hareketler söz konusu olduğunda bile sosyal bileşenleri gözden kaçırmamak için dikkatli olmalıyız. Taliban devamlı olarak düzenini terörle koruyan İslami köktenci bir grup olarak sunulur. Ne var ki 2009 yılının baharında Pakistan’ın Swat Vadisini ele geçirdiklerinde New York Times, Taliban’ın “küçük bir grup toprak sahibi ile onların topraksız kiracısı köylüler arasındaki derin çatlaklardan yararlanmak suretiyle bir sınıf isyanı” yarattığını yazmıştı. Eğer Taliban, “köylülerin çektiği acılardan yararlanarak” New York Times’ın deyişiyle “çoğunlukla feodal kalan Pakistan açısından tehlike çanları” çaldırıyorduysa, acaba Pakistan ve ABD’deki liberal demokratların da aynı şekilde bu acilardan “yararlanarak” topraksız köylülere yardım etmeye çalışmasına kim engel oluyordu? Pakistan’daki feodal güçler liberal demokrasinin doğal müttefikleri miydi yoksa?

Çıkarılması kaçınılmaz olan sonuç şu ki, Müslüman ülkelerde radikal İslamcılığın yükselişi madalyonun bi yüzüyse diğer yüzü de laik solun yokoluşudur. Afganistan dünyanın en İslami köktenci ülkesi olarak tanımlanırken, bundan 40 yıl önce bu ülkede, Sovyetler Birliği’nden bağımsız olarak iktidarı ele geçirmiş güçlü bir komünist partinin de içinde bulunduğu kuvvetli bir laik gelenek olduğunu hatırlayan kalmış mıdır? Nereye gitti bu laik gelenek?

Ve Tunus ile Mısır (ve Yemen ve belki de hatta inşallah Suudi Arabistan’da) süregiden olayları bu arka planı gözönüne alarak okumak çok önemli. Eğer durum bir süre sonra istikrar kazanır ve eski rejim bir takim kozmetik liberal operasyonlarla ayakta kalırsa, bu başaçıkılması zor bir köktenci tepki dalgası yaratacaktır. Bu hareketten geriye temel bir liberal miras kalabilmesi için liberallerin radikal solun kardeş yardımına ihtiyacı var. Mısır’a dönersek bu konudaki en utanç verici ve çok tehlikeli bir fırsatçılık sergileyen tepki Tony Blair’in CNN’de aktarılan sözleriydi: “değişim gereklidir ama bu istikrarlı bir değişim olmalıdır” dedi.

Mısır’da bugün istikrarlı değişim yalnızca Mübarek güçleriyle yönetici çemberi hafifçe genişletmek üzere bir uzlaşma anlamına gelebilir. İşte bu yüzden şu anda Mısır’da barışçı değişimden söz etmek ayıptır: Mübarek bizzat muhalefeti ezme yoluna giderek bunu imkansız hale getirmiştir. Mübarek orduyu göstericilerin üzerine gönderdikten sonra seçenekler netleşti: Ya herşeyin aynı kalabilmesi için bir şeyin değiştirildiği kozmetik bir değişim, ya da gerçek bir kopuş.

İşte gerçeklerin anlaşılacağı an: Bundan on yıl önce Cezayir’de olduğu gibi serbest seçimlere izin verilmesinin iktidarı Müslüman köktencilere teslim etmek anlamına geleceği öne sürülemez. Bir başka liberal kaygı ise Mübarek giderse yerini alabilecek örgütlü bir siyasi gücün bulunmaması. Tabii ki yok. Mübarek bütün muhalefeti marjinalleştirmeyi başardı, öyle ki sonuç Agatha Christie’nin meşhur On Küçük Zenci romanındaki gibi sonunda geriye hiç kimsenin kalmaması oldu. Mübarek’den yana kullanılan, ya o ya da kaos olur tezi aslında tam da onun aleyhine bir tezdir.

Batılı liberallerin iki yüzlülüğü nefes kesice: Açıkça demokrasiyi savundular, ve şimdi halk din adına değil, laik bir özgürlük ve adalet talebiyle tiranlara karşı ayaklandığında, büyük bir kaygıya düştüler. Neden dertleniyorsunuz? Neden özgürlüğe bir şans verilmesine sevinmiyorsunuz? Mao Zedong’un eski bir sözü bugün her zamankinden daha fazla yerine oturuyor: “Göğün altında büyük bir kaos var-şahane bir durum.”

Mübarek nereye gidecek o zaman? Bunun cevabı da gayet net. Lahey’e. Eğer Lahey’e gitmeyi hakeden bir lider varsa o da Mübarek’tir

ahmet çanta

16 Ocak 2011 Pazar

İnanç ve dünce üzerine DİNSEl MİTOSLARA BİR BAKIŞ














Düşünce beyin işidir,inancın organı popo ve onun korkusudur.
Düşünce kafa ağrıtır zorlar,inanç acındırır korkutur.
Düşünce mantık içerir,inançta mantık aranmaz.
Düşünce kendini veya istediği fikri benimser,inanç başkasının söylediklerini baz alır.
Düşünce beyin kıvrımlarını sömürür,inanç duyguları ve cepte ki parayı.
Düşünce ile bi yere varırsın ya da zamana bırakırsın,inançla olduğun yerde sayarsın.
Düşünce ile yapılmış bütün gelişmişliklerden faydalanılır,inanç ile yapılmış her şey yapaydır başka dünya içindir.
Düşünce beyni çalıştırır,inanç beyni tembelliğe alıştırır
Düşünceye göre inanç ve her şey özgür olmalıdır,inançta yasaklar,günahlar almış başını gider.
Düşünce bütün insanlar ve canlılar için daha iyi yaşam koşulları olması gerektiğine inanır,inanç fakirler üzerinden para verip sevap kazanma mekanizmasından nemalanır.
Düşünce neye inanacağını kendi seçer,inancın seçme hakkı yoktur
Düşünce bilinmeyen ve bilinmeyenleri açıklığa kavuşturmak için çalışır,inanç bilinmeyene bağlıdır ve öyle kalmasını ister.
Düşünce savaşlara karşıdır,inanç şehitlik adında kutsallaştırmıştır ölme ve öldürmeyi destekler.
Düşünce insanla ilgili olarak kadın ve erkek eşitliğini savunur,,inançta kadınlara doğal haklarını erkeklerin verdiği bir sistem hakimdir.Bazı inançlarda 4 kadın bir erkeğe aynı anda verilir, hatta 14 yaşındaki kızlarda nasibini alır..


Bilimden uzaklaşan düşünmeden yaşayan bir toplum çürümeye mahkumdur.
Bu ülkenin en değerli bilim adamlarını katleden gerici yobaz şebekeler ve katiler
toplumu köreltmeye ve kendine bağımlı kul köle olmaya çalış-salarda tarihin tekerleği hep ileri döner boşuna bir çaba durdurmaya güçleri yetmeyecektir.bilimden özgür düşünceeden özgürlükten adaletten yana olan bütün halklar birleşelim bunlara izin vermeyelim.

YAZAN AHMET ÇANTA.

18 Kasım 2010 Perşembe

Kimler için bayram



Sevgili doslar bir bayram geldi ve geciyor.Bayramınızı yürekten kutlarım daha nice bayramlara demek isterdim.Dünyada yaşanan bunca acı katliamlar sömürü zülüm zorbalar hergün bizleri kurban ederek bayramlarını kutluyorlar.Bizlerde diyer canlıları kurban ederek kutlayalım bayramızı bayramınız kutlu olsun? Sevgili doslar çok şey yazmak isterdim fazla söz kalabalığı olmasın diye iki resim koydum!

Eğer sevgili doslar. Bir toplumda, emek gerektiren bilimsel düşünce tarzının karşısına her şeyi kestirmeden açıklayan dogmatik düşünce tarzı dayatılmış ise o toplum birçok belaya cehalete ve sefalete açık demektir.

Eğer bizahmet birazcık araştırma gereği duysanz.Gercekleri birer birer göreceksinz sizlerin nasıl kanddırıldığınızı anlamak zor olmayacak.Almanya da 70 bin sağlık kurumu 8 bin kilise, fransa'da 60 bin sağlık kurumu 9 bin kilise Türkiye’de 7 bin sağlık kurumu 90 bin cami... ahirete daha çok yatırım yapan bir ülkeden ne bekliyorsunuz? Böyle toplumlarda ölmek öldürmek şiddet doğal bir olguymuş gibi kabul edilir

Bruno Dinsizlikle suçlandığı için hiçbir yerde kalıcı olarak yaşayamadı
Yakalanıp Engizisyon a teslim edildi. Ona, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi. Ama o gördüğü bütün işkencelere karşın görüşlerinden taviz vermedi ve ölüme mahkûm edildi.
Ölüm kararını Bruno'ya bildiren yargıç, ondan şu cevabı almıştır ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz
Ve bruno bir meydanda yakıldı

O soylu insan bruno derki..Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.
Bunun yanında doğru inanç, doğru karar, doğru yaşayış, doğru düşünme ve doğru muhakeme şarttır.

Sevgili nazım babamızın ve atamızınde dediği gibi.

Nazim derki şiirinde!

Meşin Kaplı Kitap

Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı
Ay altında dün gece
Deli bir derviş gibi
Mumu sönmüş rahlesi yere devrilmiş gibi
Okudum saatlerce

Yaldızlı meşin kabın
Parçalanmış koynunda uyuklayan kitabın
Çevirdikçe küf kokan her sarı yaprağını
Sandımki eşiyorum bir mezar toprağını
ince el yazıları canlandı birer birer

Masallarda çizilen yüzleri gösterdiler
iblis bir yılan oldu Adem Havvaya kandı
Kardeşini öldüren lanetli ruhu gördüm
Koca yahta bir gemi ummanlarda çalkandı
Ufuklardan güvercin bekleyen Nuh'u gördüm
ismaili'in topuğu kumdan çıkardı zemzem
Tur-u Sina da Musa kaldırdı kollarını
Asasını vurunca yarıdı bahr-i kulzem
Buldu ben-i israil Kudüs'ün yollarını
Zekeriya zikrini
Bir sonsuz aha verdi
Doğdu isa bikrini
Meryem Allah'a verdi
Kureyş-i Muhammed'e kucak açtı Medine
Bir ateş mezar oldu kerbela Hüseyin'e

Sayıfalar döndükçe bunlar hep birer birer
Doğrulup devrildiler
Ay battı güneş doğdu
Kalbimde ateş doğdu
Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı
Varsın gömülsün diye bir ebedi uykuya
Attım kör bir kuyuya

Yazık yazık bizeki asırlarca aldandık
Karanlıkta çizilen izleri görmek için
Görüp yüz sürmek için
Yazık yazık bizeki bir çırağ gibi yandık
Ne gökten necat geldi ne bir parça merhamet
Çlışan esirlere isa, Musa, Muhammet
Sade bir satır dua bir tütsü buhur verdi
Masal cennetlerinin yollarını gösterdi
Ne beş vaktin ezanı ne anjelüs çanları
Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları
Yine biz köleleriz efendilerimiz var
Yine her melun taşı yosunlanmış bir duvar
Esir efendi diye koymuş da adlarını
iki bahta ayırmış arzın evlatlarını

Efendi işletiyor esir işliyor gene
Yine efendilerin gümüşlü sofrasından
Kar gibi ekmeğinden şarap dolu tasından
Kırıntı artık bile düşmüyor işleyene
Yine biz esir geçen her günün akşamında
Eve sade bir lokma ekmek getiriyoruz
Gece yağmur inlerken evimizin damında
Isınabilmek için güneşi bekler gibi
Birbirine sokulan hasta köpekler gibi
Yırtık yorganımızın altında titriyoruz
Çiftimiz balyozumuz sonsuz çalışmamızla
Asırlardır bağrında inleyen kazmamızla
Heyecana geldide kara toprağın kalbi
Kendini teslim eden taze bir kadın gibi
Çiçeklerle donandı dünya isimli ağaç
Biz bu ağacımızın dibinde ölürken aç
Efendiler gösterip sırıtan dişlerini
Birer birer topluyor bütün yemişlerini

Efendiler ağalar evliyalar keşişler
Ebedi karanlığın boğulsun kollarında
Artık temiz ruhların aydınlık yollarında
Sade bir din bir hak bir kanun varsa .
O da işleyen dişliler.

Şiir nazım hikmet.
ahmet çanta

8 Ekim 2010 Cuma

İKLİM

ÇAKIRCALI EFE SENİ SAYGIYLA ANIYORUZ.


















İKLİM
Sert iklimler gibi yüreğimiz
Ovalıyoruz yanaklarımızı durmadan
Yanaklarımızı yıkayan göz yaşlarımız
Sessiz damlalar halinde düşerken
Ne kavgandan vazgeçmek ne de sevdadan
Bu yüzdendir göz yaşlarımız
En parlak yıldızlar gibi kaymalıyız
Gecelerin koyu karanlığına
Yıldız yıldız çoğalmalıyız
Akmalıyız kavganın ateşine
Bu kavga faşizme karşı
Kaçıncı düşüşümüz bu yolda
Bu kavganın ateşi yakacaksa
Bedenlerimizi varsın yaksın
Bir volkan gibi patlasın
Savrulsun küllerimiz yedi iklim
Yedi renk olsun kavgada dövüşenlere
Söylesin yoldaşlar türkülerimizi
Nazlı yara ağıt yakar gibi
Türkülerimiz yedi iklime bahar olsun.

ŞİİR AHMET ÇANTA..10.28..2010
ahmetcanta40@hotmail.com
ŞİİRLERİN TELİF HAKLARİ KORUMA ALTINDADIR

1 Ekim 2010 Cuma

Boş ömür.

















Boş Ömür.
Ah ulan ah bunca gecen boş ömür
Hiç düşünmeden yaşadın öylece
Farkına bile varamadın zamanın
Nehrin akışında kaybolur gibi
Ne sen ulaştın o engin denize
Nede düşüncelerin!
Var olan yok olanın arkasında
Gelgitlerinle geçti hayat
Artık var olanda yok olanda bitti
Gel de sen olma üzülme geçene
Ne çare artık var olanda
Hiçlerin arasında yok oldu

ŞİİR AHMET ÇANTA..10.1.2O10
ahmetcanta40@hotmail.com
ŞİİRLERİN TELİF HAKLARİ KORUMA ALTINDADIR