BOŞLUK.
Zamansız koca bir boşluk.
Sadece içine düşülen.
İçimi yakan sen-de değil.
Gerçekleştiremediğim.
Düşlerim olsa gerek.
Yalanlar söyleyemezdim.
Gidişini anladım ki.
Geri dönüşü yok.
Tarifsiz bir acı.
Her kaybediş bir tufan.
Tüm sevenler gitti de ne oldu.
Yalnızlıktan başka boşlukta ne buldu.
Sende gidebilirsin artık dönmemek üzere.
Biliyorum hep lavinyalar ölüyor.
Bu kaçıncı ölümüm lavinyalar gibi.
Bence sevgi savaşmaktır.
Çekip gitme değil.
Artık demiyorum bırakma beni.
Acı bir suskunluk olsun.
Sende git artık ne olacaksa olsun.
ŞİİR. AHMET ÇANTA..8.25.2010.
ahmetcanta40@hotmail.com
ŞİİRLERİN TELİF HAKLARİ KORUMA ALTINDADIR
24 Ağustos 2010 Salı
19 Ağustos 2010 Perşembe
AHMET ÇANTA DENEMELERİ
SIKINTILAR VE DÜŞLER.
İnsan nedense zaman geliyor öylesine büyük ve değişik sıkıntılarla karşılaşıyor ki o anda ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini bilemiyor düşmüş olduğu en derin sıkıntılar onu farklı kılmaya başlıyor. Hatta yaşadıkları ile arasında sanki bir sis perdesi varmış gibi olaylara sadece bakakalıyor. Zaman bu şekilde onun için ki anda durmuş gibi öylece hareketsiz kıpramadan süzülüyor soğuk bir düş gibi. Sanki eli, ayağı adeta tutmaz buza dönmüş gibi oluyor. Nasıl hareket edeceğini ne yapması gerektiğini bilemiyor, hatta neyi, nasıl düşünmesi gerektiğini bile kestiremiyor. İşte o anda göz yaşları mavi bir deniz gibi sessizce yanaklarından süzülüyor usul usul. Ben tam on altı yaşımda 27 eylül 1987 son bahar yapraklarını yavaş yavaş dökerken. Benimde son bahar yaprakları gibi yapraklarım zamansız soldu doslar acılarla yaşamayı erken öğrendim acılar adeta bende nasırlaştı artık hiçbir acı beni acıtmıyor kanatmıyor.insan çünküse hazırlıksız yakalanıyor ansızın gelen kötülüklere düşmüş olduğun biçarelik seni kıvrandırıyor. Hiç beklemediğin diğer hayata geciş yapıyorsun çevrendeki tüm insanlar ve sevdiklerin birer birer ayrılmışlar. Sen kendini hayata yeniden hazırlık düşlerin kurarken karşına öyle aşılması çok engeller çıkıyor ki o an işte tutunacak bir çöp arıyorsun öyle demeyin doslar çöp bile sizin için çok önenlidir o an acuruma yuvarlanacağını bilsen bile çekmek tutunmak istiyorsun. Bu kırk yıllık yaşam bana çok uzun gibi görünse de aslında idealleri olanlar için çokta kısa bir yaşam dilimi oluyor.
Doslar insan öyle bir varlık ki en yakındaki sevdiklerinle bile paylaşamıyorsun ve dertlerini kimselere içi açamıyor söyleme cesareti bile bulamıyorsun kendinde. Bunca zamana kadar çevrenin ne diyeceğine zerre kadar değer vermezken. şimdilerde kafasında insanın binlerce soru işareti uçuşuyor.Yok! ha diyor ara sıra Yok hiç önemli değil insanların ön yargıları yargılamaları, bilmeden atıp tutmaları…’ Ama bu kendinden emin halleri pek uzun sürmüyor. Seni çaresizlik öyle bir kıskacına alıp sıkmış ki bedenini, ruhuna bile söz geçiremiyor. Sanki odanın içine hapsedilmiş bir ruh düşünce seni özgür kıl sada sen aynı yerde ilerleme gösteremiyorsun yada kendine engeller koyuyorsun.
İçindeki bunca fırtınaya rağmen göz yaşlarına hakim olamıyorsun sessizce yanaklarından süzülüyor usul usul. Süzülüyor işte ama içini ferahlatmıyor. Bu enkazı karabasanı, bu omuzlarına bir anda çöküveren tonlarca ağırlığı hafifletecek, nafile azıcık bile nefes almasını sağlayacak hiçbir şey kırıntı dahil bulamıyor insan.
Mutlaka insan diyor Bir çözüm… bir çözüm bulmalı. Bunca çektiği acılar ödediğin bedeller yıların senelerin emeğine yazık olmamalı. Geçirdiği uykusuz gecelerin sabırla beklemelerin, yaşayamadığı hayallerin, düşlerin kendini hiçe sayarcasına yaptığı koşturmaların bir ödülü olmalı mutlak.Hayat bu kadar zalim ve acımasız olamaz diye geçiriyor içinden.
Dudaklarında bir şarkı mırıldanırken belli belirsiz grup yorumun dağlara gel o muhteşem şarkısı anlam buluyor yaşadıklarında ve haykırıyor sessizce tanrıya dinsel mitoslara karşı isyanım bağlamışlar ayaklarımı kollarımı .
Göz yaşlarımı da nedensiz akıtmamayı da öğrendim … içindekileri yok etmek istercesine dur durak dinlemeden savaşmak istiyorum.
Bir umut olmalı evet bir umut olmalı içinde bir yerlerde saklı duran hani en zor şartlar için sakladığın Şimdi tam zamanı işte. O umuda sarılmanın o minicik filizi yeniden itinayla can suyu gösterip sevgiyle büyütebileceğini düşlemek zafere ulaşmak için kendini yeninden hazır hissetmek olacaktır.
Sen direnmesini bil ye terki mutlaka geçecek tüm sıkıntılar ve bir de bakmışız ki o minicik umudumuz kök vermiş gülümseyerek çiçek açacağı baharları müjdelercesine içimizi tutkuyla sarmalasın doslar.
YAZAN AHMET ÇANTA...8.19.2010
ahmetcanta40@hotmail.com
İnsan nedense zaman geliyor öylesine büyük ve değişik sıkıntılarla karşılaşıyor ki o anda ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini bilemiyor düşmüş olduğu en derin sıkıntılar onu farklı kılmaya başlıyor. Hatta yaşadıkları ile arasında sanki bir sis perdesi varmış gibi olaylara sadece bakakalıyor. Zaman bu şekilde onun için ki anda durmuş gibi öylece hareketsiz kıpramadan süzülüyor soğuk bir düş gibi. Sanki eli, ayağı adeta tutmaz buza dönmüş gibi oluyor. Nasıl hareket edeceğini ne yapması gerektiğini bilemiyor, hatta neyi, nasıl düşünmesi gerektiğini bile kestiremiyor. İşte o anda göz yaşları mavi bir deniz gibi sessizce yanaklarından süzülüyor usul usul. Ben tam on altı yaşımda 27 eylül 1987 son bahar yapraklarını yavaş yavaş dökerken. Benimde son bahar yaprakları gibi yapraklarım zamansız soldu doslar acılarla yaşamayı erken öğrendim acılar adeta bende nasırlaştı artık hiçbir acı beni acıtmıyor kanatmıyor.insan çünküse hazırlıksız yakalanıyor ansızın gelen kötülüklere düşmüş olduğun biçarelik seni kıvrandırıyor. Hiç beklemediğin diğer hayata geciş yapıyorsun çevrendeki tüm insanlar ve sevdiklerin birer birer ayrılmışlar. Sen kendini hayata yeniden hazırlık düşlerin kurarken karşına öyle aşılması çok engeller çıkıyor ki o an işte tutunacak bir çöp arıyorsun öyle demeyin doslar çöp bile sizin için çok önenlidir o an acuruma yuvarlanacağını bilsen bile çekmek tutunmak istiyorsun. Bu kırk yıllık yaşam bana çok uzun gibi görünse de aslında idealleri olanlar için çokta kısa bir yaşam dilimi oluyor.
Doslar insan öyle bir varlık ki en yakındaki sevdiklerinle bile paylaşamıyorsun ve dertlerini kimselere içi açamıyor söyleme cesareti bile bulamıyorsun kendinde. Bunca zamana kadar çevrenin ne diyeceğine zerre kadar değer vermezken. şimdilerde kafasında insanın binlerce soru işareti uçuşuyor.Yok! ha diyor ara sıra Yok hiç önemli değil insanların ön yargıları yargılamaları, bilmeden atıp tutmaları…’ Ama bu kendinden emin halleri pek uzun sürmüyor. Seni çaresizlik öyle bir kıskacına alıp sıkmış ki bedenini, ruhuna bile söz geçiremiyor. Sanki odanın içine hapsedilmiş bir ruh düşünce seni özgür kıl sada sen aynı yerde ilerleme gösteremiyorsun yada kendine engeller koyuyorsun.
İçindeki bunca fırtınaya rağmen göz yaşlarına hakim olamıyorsun sessizce yanaklarından süzülüyor usul usul. Süzülüyor işte ama içini ferahlatmıyor. Bu enkazı karabasanı, bu omuzlarına bir anda çöküveren tonlarca ağırlığı hafifletecek, nafile azıcık bile nefes almasını sağlayacak hiçbir şey kırıntı dahil bulamıyor insan.
Mutlaka insan diyor Bir çözüm… bir çözüm bulmalı. Bunca çektiği acılar ödediğin bedeller yıların senelerin emeğine yazık olmamalı. Geçirdiği uykusuz gecelerin sabırla beklemelerin, yaşayamadığı hayallerin, düşlerin kendini hiçe sayarcasına yaptığı koşturmaların bir ödülü olmalı mutlak.Hayat bu kadar zalim ve acımasız olamaz diye geçiriyor içinden.
Dudaklarında bir şarkı mırıldanırken belli belirsiz grup yorumun dağlara gel o muhteşem şarkısı anlam buluyor yaşadıklarında ve haykırıyor sessizce tanrıya dinsel mitoslara karşı isyanım bağlamışlar ayaklarımı kollarımı .
Göz yaşlarımı da nedensiz akıtmamayı da öğrendim … içindekileri yok etmek istercesine dur durak dinlemeden savaşmak istiyorum.
Bir umut olmalı evet bir umut olmalı içinde bir yerlerde saklı duran hani en zor şartlar için sakladığın Şimdi tam zamanı işte. O umuda sarılmanın o minicik filizi yeniden itinayla can suyu gösterip sevgiyle büyütebileceğini düşlemek zafere ulaşmak için kendini yeninden hazır hissetmek olacaktır.
Sen direnmesini bil ye terki mutlaka geçecek tüm sıkıntılar ve bir de bakmışız ki o minicik umudumuz kök vermiş gülümseyerek çiçek açacağı baharları müjdelercesine içimizi tutkuyla sarmalasın doslar.
YAZAN AHMET ÇANTA...8.19.2010
ahmetcanta40@hotmail.com
12 Ağustos 2010 Perşembe
ENGELLİLERİN ÖNÜNDE Kİ ENGELLİLER!!

ETÜT.
Günümüz Türkiye sinde engeli olmak aşılması imkansız gibi görünen bu engelleri nasıl aşarız sorusu ilk aklımıza gelen sorulardan biri olsa gerek galiba. Engellilerin toplumla bütünleşme yönünde yoğun sorunlar ve toplum tarafından ayrımcılık dışlanma engeli insanları kendi sorunlarıyla kendi kaderleriyle baş başa bırakılmaları ve içinde yaşadıkları bilinmektedir. Sorunu adlandırmadan başlayan ve yaşamın pek çok alanına yayılan bu sorunlar, engelli bireylerin içinde yaşadıkları toplumla işlevsel bir bütünlük içinde yaşamalarını güçleştirmektedir. Sürekli sorunlarla boğuşan, onlara anlamlı çözümler üretemeyen bireyler, kendilerini mutsuz hissedeceklerdir. Bu da temel bir insan hakkı olan bireyin kendisini gerçekleştirme hakkını ortadan kaldıran düşük yaşam,kalitesi,demektir.
Engellilerin genel olarak toplumla bütünleşmesinin önündeki engelleri hepimiz bilmekteyiz bunlar Yoksulluk, Eğitim, ulaşım, fiziksel çevre, konut ve iyileştirme gibi bariz örneklerdir. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Ülkemiz dede bu belirgin bir gerçektir. Eğitimdeki eksiklikte yoksullukla endeksli olarak ortaya çıkmaktadır engelli ailelerinin maddi sıkıntılarından dolayı engelli çocuklarını okula göndermeleri güçleşmektedir. Çünkü engelli olan kişinin okula gidip gelmesi başlı başına bir problemdir, yürüme veya görme engelli bir öğrenci yanında bir refakatçi veya servis kullanarak okula gitmelidir. Servis dediğimiz zaman da maddi imkânlar ön plana çıkıyor, sonrasında ise, ulaşım, fiziksel çevre, konut sırayla kendini göstermektedir.
Bu sorunların haricinde en önemli olan sorun ise ailelerin ve çevredeki insanların engellilere bakış açısından kaynaklanmaktadır. Engelli aileleri çocuklarının hiçbir iş yapamaz ne yapalım diye olumsuz düşünce içerisinde çocuklarına güvenmemektedirler. Halbuki onlara inansalar o insanda ne cevherlerin olduğunu görecekler bu toplum bilmelidir ki engellilerin başaramayacağı hiçbir şey yok ama yeterki onlara engel olunmasın ayrıca görünen bir başka durumda toplumun engellilere acıyarak bakmasıdır. Engellilerin acınacak bir durumu yoktur sevgili değerli halkımız bakın ben bir engelliyim sizlerden ricam lütfen engellilere acıyarak bakmayınız bilmelisiniz ki karşınızdaki insan engelli de olsa bir insandır, onunda yapabileceği başarabileceği mutlak bir şeyler vardır, onun içindeki cevherleri, yetenekleri dışarıya çıkarabilip kendini ispatlamasına imkan sağlayarak engellilere destek verin. Unutmayalım ki bir toplum eğer engellisine yoksuluna yetimine sahip çıkamıyorsa ve ona değer veremiyorsa o toplum için için çürümeye mahkumdur. Ben bulumduğum şehirde afyonkarahisarda yaşamaktayım sokağa çıktığım-da toplum ve insanlar uzaydan biri gelmiş gibi bakıyorlar. Düşüne biliyormusunz özürlü insanlara bakarak acınacak durumumuza acıyoruz. Toplula bütünleşmek istiyoruz ne yazık ki. Bizim adımıza faliyet gösteren dernekler-de bizleri kullanarak adeta toplumu insanları kamunun bazi olanaklarını kendi menfahet ve faydaları için kullanıyorlar bu asalak sürüsünü-de görünce topluma ve insanlarada kızamıyorum. Kendi özürlü ve engelli arkadaşlarımzda bizleri bir araç gibi görüp ikinci bir kez daha bizi aşağılıyorlar ve ben bu asalak sürüsüne karşı halkımızın kimlere yardım ettiğini tekra tekra düşünmeleri adeta bu dernekler paravana şirketler gibi kullanılmakta ve dernekler malesef kadın kız ayaklarından tutunda her türlü kepazeliğin yaşandığı yerler haline gelmiş ve buraları iyi tanıyorum artık engelli bir insan olarak midem kaldırmıyor..
YAZAN AHMET ÇANTA..8..11.2010
ENGELLİ KARDELERİM SORUNLARIMIZI TARTIŞALIM DÜŞÜNCELERİNİZ VARSA SİTEDE YAYINLAYALIM
MSN ADRESİM: ahmetcanta40@hotmail.com
6 Ağustos 2010 Cuma
engellilerin engeli
Engellilerin önündeki engelleri kaldıralım…
Önce engel kaldırmak için engeli ve nasıl kaldırılacağını bilmek gerekmez mi?
Özürlüler için yaşam daha Kolay omalıdır
Burada yerel yönetimlere çok iş düşmektedir. Özürlü insanların toplumla bütünleşmesi için ben buradan tüm yerel yönetimlere sesleniyorum kucuk yapi simit büfeleri gibi sans oyunlarinin satildigi yerlerden birisi avrupanın bir çok şehrinde Bunlardan Ispanyanin Bircok yerinde, bircok sokakta, kasabasında, eglence yerlerinde carsilarda var.,türkiyede olmalı. Avrupa kentlerinde şehirlerinde Ozel kanun ile Engelli vatandaslara tahsil edilmis durumda, bunun disinda seyyar olarak elde makina ile dolasilarak veya sabit bir yerde bekleyerek de yapilanlari var..
Boyle bir uygulamanin Turkiyemizde yapilmasinin cok guzel olacagini dusunuyorum, Engelli vatandaslarimiza hem is kapisi olacaktir, hemde onlari hayata baglayacaktir, Hukumetlerin bu konularda kanunlar cikarip duzenlemeler yapmasi iyi ve yerinde olur…..
Yapılması gerekenleri başkalarından beklemek hakkımızdır. Lakin yapmadıkları zaman hakkımız olmadığı anlamı kesinlik kazanıyor.
Ne demek, hakkımızın olmaması?
Önce engelli olmak şahsın hakkımıdır?
Aile içinde bile yaşamını kolaylaştırmayı başaramıyoruz.
Onları anlamak için yetkililerin sadece birgün tekerlekli sandelyede oturması yeterlidir.
Ancak bizlerin haklı olduğumuz kadar haksız olduğumuz yerler de var. En başta, bütün engellilerin hepsi ekonomik açıdan muhtaç, biçaremidirler?
Devlet eğer onların yaşamlarını kolaylaştırmıyorsa, onlar teşkilatlanıp, kurdukları bir kooperatif aracılığıyla, yaşamlarını kolaylaştıracak bir site kuramazlar mı?
Onları suçlamak adına bu soruyu sormuyorum. Madem yapmıyorlar, onları zorlamak gerekmiyor mu? Eğer bir kişi veya bir kısım insanların haklarını ve ihtiyaçlarını karşılamıyorlarsa, karşılarında örgütlü bir güç bulduklarında mecburen yapacaklar.
Lakin öyle gizli maksatlarını kamufle ederek girişimcilere destek olmadan, sadece yaşamı kolaylaştırmak ve birlik olmak adına ses getireceği inancındayım.
Böyle bir site inşaa etmek hem paylaşım, hem de faydalanmak açısından çok iyi olacağı inancındayım.
Siteye özel servisler, siteye özel spor ve ortak yaşam alanları olacaktır.
Bunların yanında onların eğitiminin verilmesi, iş bulması ve toplumsal ihtiyaçlarının karşılanması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereğidir. Bu hakların kullanımını sağlamayanlar, Anayasaya aykırı davranmış olurlar. Ve suç işlerler.
Ancak tabiiki cevabı hazırdır, Bakanlığımız bütçesinde ödenek olmadığından yapılamamıştır denecektir. Kimse bütçeye niye bu parayı koymadınız da diyemez.
Eğitim alamayan her engellinin hakkı gaspedilmiş durum taşımaktadır.
YAZAN AHMET ÇANTA..7.8.2010...
ahmetcanta40@hotmail.com
5 Ağustos 2010 Perşembe
gercek
27 Temmuz 2010 Salı

Günümüzde hayatta kalabilmek için hepimiz bir dala tutunmak zorundayız, çünkü amaçsız insan asalak yaşamaya ve yok olmaya mahkumdur.Bugün hangi kişisel eğitim kitabını açsanız size hayatı sevmekten, hırslı olmaktan dolayısıyla başarıyı yakalamaktan bahseder ve size bunu kanıtlamak için bir sürü masal anlatır. Ancak bizim burada anlatacaklarımız masal değil gerçeğin ta kendisi.Biz sözde engelsizlerin bile cesaret edemeyeceği şeyleri hayatı sevmekle ve bir işe yaramanın verdiği dayanılmaz mutlulukla başaranların öyküsünü okuyacaksınız. İbret değil örnek almak, yargılamak değil sağduyulu olmak için... İşte dünyadaki en başarılı engelli insanlar buna en güzel örnekledir.
Ludwig van Beethoven, Almanya'nın Bonn şehrinde fakir bir ailenin oğluydu. Alkolik bir müzisyen olan babasının sert eğitimleri sonunda Beethoven, küçük yaşlarda ailesinin geçimine katkıda bulunmak için kilisede piyano çalarak çalışmaya başlamıştır. 1792 yılında Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalışmaya başladı. Joseph Haydn kısa sürede Beethoven’ın üstün yeteneğini fark etti ve her konuda ona destek oldu. Beethoven, başlarda besteci olarak değil piyanist olarak adını duyurdu. Daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkiledi. Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. Hatta hepimizin çok iyi bildiği 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir.1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak ölmüştür ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.
Günümüzün yaşayan en büyük bilimadamlarından biri olan Stephen Hawking, 1942'de İngiltere'de dünyaya gelmiştir. Tıpçı bir babanın oğlu olan Hawking, aslında bir matematik sevdalısı iken okuduğu okulda matematik bölümü bulunmadığından fizik bölümüne kaydolup üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Cambrigde Üniversite'sinde evrenbilim üzerine çalışmalarına devam eden Hawking, Sonsuz evren, Big bang, Karadelik gibi teoremleri ile dünyaca ün kazandı. Kazandığı bir çok ödül ve madalyanın yanına çocukları evren bilime yakınlaştırmak için kitapları da ekleyen Hawking, tüm bunları kendisi için özel hazırlanmış bilgisayarlı sandalyesinden yapmıştır.Eli Bowen, Amerika'nın Ohio eyaletinde 1844'te dünyaya geldi. 10 çocuklu bir ailenin son üyesi olarak geldiği bu dünyaya gözlerini biraz eksik açmıştı çünkü ayakları beline bitişikti bir başka deyişle bacakları olması gerekenden çok daha kısaydı.Gençliğinde ailesini geçindirmek için çiftliklerde çalışmaya başlayan Eli, ellerini kullanmakta o kadar usta olur ki bir gün onu tesadüfen izleyen sirk sahipleri onunla çalışmak ister.13 yaşında Barnum ve Bailey Circus tarafından işe alınan Eli Bowen, "Bacaksız Akrobat" olarak Avrupa turnesine çıkar ve ünü kısa zamanda tüm dünyaya yayılır.26 yaşında Mattie isimli genç bir bayanla evlenen Eli Bowen, dört sağlıklı çocuk sahibi olur. 2 Mayıs 1924'te dünyanın en meşhur akrobatı olarak hayata veda eder.
13 yaşında görme yetisini tamamen kaybeden Erik Weihenmayer, ülkesinde öğretmenlik ve güreş antrenörlüğü yapmaktaydı. Adını tarihe ilk geçirdiği olay 2001 yılında Everest'e tırmanması oldu.Böylece dünyanın en yüksek zirvesi Everest'e tırmanan ilk görme engelli oldu ancak bu onu durdurmadı Hong Kong, İsviçre, Tayland ve Şili'de dünyanın en yüksek zirvelerine tırmandı. 2008 yılında 7 kıtanın da en yüksek zirvesini görebilen dünya çağında bir sporcu oldu.Bir çok dergi ve spor kuruluşundan ödüller alan Erik, Touch the Top of the World adlı kitabıyla bu maceralarını sevenlerine ulaştırdı.
Jim Abbott, Amerika'nın Michigan eyaletinde 1967 yılında dünyaya geldi. Doğuştan sağ eli olmayan Jim, küçükken tutkuyla bağlı olduğu beyzbola profesyonel olarak 10 yaşında başladı.Lisedeki okul takımıyla eyalet şampiyonasında çeyrek final oynadı. Ardından 1985 yılında kolej takımına seçildi ve Michigan Üniversitesi beyzbol takımı formasıyla 1987 yılında Sullivan ödülünü alarak yılın en iyi amatör sporcusu seçildi.Ertesi yıl olimpiyatlarda ülkesine bir altın madalya kazandırdı.Amerika'nın en ünlü takımlarından California Angels, Chicago White Sox ve New York Yankees'de oynadıktan sonra emekli olarak mejaner oldu.Hala Amerika'nın en sevilen beyzbolcularından biri olmayı sürdürüyor.
David Peterson, 1954 yılında Brooklyn'de doğdu.Bebekken kaptığı bir enfeksiyon sonucu sağ gözünü kaybetti. Ancak bu durum onun ideallerine ulaşmasına engel olmadı. 1983 yılında liseyi bitirdikten sonra Kolombiya Üniversitesi'ni kazandı ve siyasete atıldı. Ailesi de aktif siyasetle uğraşan Paterson, 23 yılda New York'un en sevilen siyasetçilerinden biri oldu ve 2008 yılının Mart ayında yapılan seçimlerle New York'u 55. valisi oldu. Halen bu görevini sürdürmektedir.Ankara'da yaşayan ve doğuştan görmeyen Eşref Armağan 41 yıldır resim yapıyor. Amerika ve Avrupa'da sergiler açan Armağan, Amerika eski Başkanlarından Clinton'ın da portresini yapmış. Menajeri Joan Eroncel ile birlikte gittiği ülkelerde uluslararası ün kazanan Eşref Armağan'ın beyin yapısı Harvard Üniversitesi'nde incelenmiş ve görmediği halde nasıl resim yapabildiği bilimsel çalışmalara konu olmuştur. Dokunuşları ile gören Armağan, 1994 senesinde senesinde Joan Eröncel isimli 30 sene evvel Türkiye'de evlenmiş Amerikalı bir hanım ile tanışır ve bu hanım sayesinde uluslar arası bir üne kavuşur.Türkiye'nin yetiştirdiği değerli yeteneklerimizdendir. daha ismini sayamadığımz niceleri.
DUYGU
Keşke bende yaşaya bilseydim duygulu
Keşke kendimi ve insanlğımı kaybetmeden
Sahip çıkabilseydim
Aç çocuklar görünce utana bilseydim
Yansaydım bu kadar dünyanın acısına
İhanetler incitmiş olsaydıda yüreymi
Ben olmsası gereken yerde olsaydım
ŞİİR AHMET ÇANTA..7.26.210.
21 Temmuz 2010 Çarşamba
GİRDAP
GİRDAP
Karanlık bir girdap gibi çekiyor.
Hiç durmadan beni kendine
Umutsuz düşler yaşıyorum
Karanlığa doğru beni çekiyor sanki
Oyun oynamaya hasret çocuklar gibi
Şimdi bu hayattan çekip gitmek sessizce
Sessiz gidişler bir kurşun gibi son bulur.
Ben seni hatırladıkça ölümü aralıyorum
Ölmeden son kadehimi yudumlarken
Parlak bir elmas gibi! bir bıçak gövdemi deşiyor
ŞİİR AHMET ÇANTA 7..21..2010
Karanlık bir girdap gibi çekiyor.
Hiç durmadan beni kendine
Umutsuz düşler yaşıyorum
Karanlığa doğru beni çekiyor sanki
Oyun oynamaya hasret çocuklar gibi
Şimdi bu hayattan çekip gitmek sessizce
Sessiz gidişler bir kurşun gibi son bulur.
Ben seni hatırladıkça ölümü aralıyorum
Ölmeden son kadehimi yudumlarken
Parlak bir elmas gibi! bir bıçak gövdemi deşiyor
ŞİİR AHMET ÇANTA 7..21..2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)